| 25 Temmuz 2010
KARİKATÜR = SEMİH BALCI İLE TURHAN SELÇUK[*]
TEMEL DEMİRER
“Bana bir halkın neye güldüğünü söyle;
sana onun ne için kanını akıtmaya
hazır olduğunu söyleyeyim.”
“İnsan güldüğü kadar insandır,” der Moliere ve ardında da “Gülmek, insanı tüm öteki yaratıklardan ayıran yetenektir,” diye ekler Addison…
“Mizah”/ “gülmece” deyince ilk anımsanması gereken bu(n)lar. Ancak artısı da var ki, onlar da şunlardır:
"Umutlarımızın dibe vurduğu zamanlarda bize, hadi kalk, lütfen diyen mizah değil midir? Yaşama ters dönen hâllerimizi ne denli büyüttüğümüzü görüp, kendimize gülmeye başladığımız noktada mizah yok mudur? Nefes alışımızdan, geldiğimizi sandığımız son yaşam noktasına kadar ararız gülmeceyi…[2]
Gülmek; tepeden tırnağa uğradığımız bir elektrik boşalmasıdır. Kaptırır, gideriz. Bütün çaresizlikler ufalmıştır. Beynimiz boşalmış, sorun çözmelere, yeni sorular sormaya hazırlanmıştır. Yoksa; bu yüzden mi, kültür tarihleri çoğunluğun elinden alınan gülmelerin, daha çok biz gülelim diyenlerle mücadelesidir. Ya da mizahtan etkilenmez hâllere dönüştürülünce toplum, artık bir korkulmazlar ordusu mu yaratılır? Suskun, bezgin, gülmekten uzak...
Yaşama inadımız varsa; elimizdeki tek güçtür gülmece, espri, mizah...”
Bun(lar)a, Wylie Sypher’in, ‘Komedya Anlayışımız’ başlıklı incelemesinden şunları da eklemek gerekir:
“Artık yaşamın trajik ve komik diye iki ayrı açıdan görülüşü pek de sürdürülemiyor, bunlar birbirlerine yaklaşıyorlar, birbirlerinden ayrılmıyorlar. Belki de modern eleştirinin en önemli buluşu, komedya ile tragedyanın akraba oldukları ya da komedyanın, durumlarımız üstüne tragedyadan daha çok şeyler anlatabilmesi gerçeğidir. XIX. yüzyıl ortasında Dostoyevski buldu bunu ve Kierkegaard sonsuzun saltık noktasında komik ile trajik’in birleştiklerini söylerken modern biri gibi konuşuyordu. Nitekim Paul Klee’nin saf sanatında, komik ile trajik birleşmişlerdir.”
Bu sözlere “kara mizah”, “kara komedi” anlayış ve kavramlarını da katarsak, güldürmenin ya da ağlatmanın ne denli anlamsız, ya da hiç olmazsa ne denli geride kaldığı kendiliğinden ortaya çıkar. Böylece mizaha, gülmeceye ayrı bir tür gibi bakma alışkanlığı ortadan kalkar.
Bu açıdan karikatürü “çizgi ile mizah” biçiminde tanımlama düalitesi de doğru değildir.
“Fikrin çizgiyle mizaha dönüşmesi karikatürü oluşturur; grafik sanatların en çarpıcısı ortaya çıkar; karikatür bu anlamda vurucu silahtır.”
Ya da “Betimleme, sözle resim yapmaksa; karikatür, betimlemenin çizgisel olanıdır. Çizgi ise, anlatının en yalın biçimidir.”
Gelişmiş mizah duygusunun etkin öğelerinden
Hayatın çizgilerle anlatılırken, eleştirilip aşılmasına denk düşen karikatürden söz edilirken
* * * * *
27 Ekim 2006’da yaşamını yitiren Semih Balcıoğlu, “Bizim notamız çizgimiz. Meramımızı onunla anlatırız,” derdi…
Tan Oral’ın, “Çizgi dünyamızın demirbaşlarındandı,” diye tanımladığı Semih Balcı, ‘Gabrovo Mizah Evi’ tarafından dünyanın en iyi 106 çizerinden biri olarak ilan edilmişti…
1928 yılında İstanbul’da doğan Semih Balcıoğlu, Işık Lisesi ve Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde okudu. Akademinin grafik bölümünden mezun oldu (1951). İlk karikatürü Akbaba mizah dergisinde yayımlandı (1943). Birçok dergi ve gazetede çalıştı.
‘Akbaba’, ‘Karikatür’, ‘Taş’, ‘Akşam’, ‘Vatan’, ‘Dünya’, ‘Tercüman’, ‘Hürriyet’ ve ‘Yeni Yüzyıl’ bunların başlıcalarıydı... Meslek hayatı boyunca 100’den fazla ödül kazandı. ‘Gümüş Güvercin (Skopje)’, ‘Altın Madalya (Pescara)’, ‘Altın Palmiye’ ve ‘Gümüş Hurma (Bordighera)’, Abdi İpekçi Barış ve Kardeşlik Ödülü, TÜYAP Onur Çizeri, Karikatür Vakfı Onur Ödülü bunlardan birkaçıdır.
İtalya’da Tolentino, Bulgaristan’da Gabrovo, İsviçre’de Basel, Polonya’da Varşova karikatür merkezlerinde karikatürleri vardır. Ayrıca Almanya’da Willhelm-Bush Karikatür Müzesi’nde yapıtları sergilenmiştir.
Türkiye’de üç boyutlu karikatürü gerçekleştiren ilk sanatçıdır. Seramikle yaptığı karikatürler üç yıl arka arkaya İstanbul ve Ankara’da sergilendi (1964-1966).
7’si yurtdışında olmak üzere (Skopje 1972, Paris 1975, New Castle 1978, Frankfurt 1981, Melbourne, Sydney ve Canberra 1994) 71 kişisel sergi açtı. 28 karikatür kitabı yayımlanan Balcıoğlu’nun “Güle Güle İstanbul” adlı eseri, İtalya’nın Pescara kentinde yapılan karikatür kitapları yarışmasında birincilik ödülü kazandı.
olan karikatür; Türker Alkan’ın, “Korkularımızı besler aşırı ciddiyet, mizahı da sürgüne gönderir,” diye betimlediği hiyerarşik dayatmaların aşılmasıdır… akla ilk gelen isimlerden biri Semih Balcı ise diğeri de Turhan Selçuk’tur…[4][3][1]
|
SEMİH BALCIOĞLU’NUN KİTABI |
|
1) Yazısız Çizgiler... 2) 50 Yılın Türk Mizah ve Karikatürü... 3) 1.M.C.... 4) Güle Güle İstanbul... 5) Cumhuriyet Dönemi Türk Karikatürü... 6) Gözüm Görmesin... 7) Karikaturgut... 8) Galeri Çiller... 9) Hacı-Bacı... 10) Semih Balcıoğlu Kitabı... 11) Cumhuriyet’in 75. Yılında Türk Karikatürü... 12) Palyaçolar... 13) Kapadokya... 14) Kırmızı-Red... 15) Mavi... 16) Önce Çizdim Sonra Yazdım... 17) Memleketimden Karikatürcü Manzaraları... 18) Çizgiyle 2002 Günlüğü… |
Balcıoğlu iyi bir çizer olmanın ötesinde karikatürün Türkiye’de kurumsallaşması için de çalışmalarda bulundu. Kuşağının önemli çizerlerinden Turhan Selçuk ve Ferit Öngören’le birlikte 1969 yılında Karikatürcüler Derneği’ni kuran Balcıoğlu, yedi dönem derneğin başkanlığını da yaptı. 1996 yılında da derneğin Onursal Başkanı oldu. Ayrıca 1973-1979 arasında Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Başkanlığı yaptı. 1999’da Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Burhan Felek Basın Hizmet Ödülü alan Balcıoğlu’na, 2002 yılında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi tarafından da Onursal Doktor unvanı verilmişti.
"Karikatüre üç boyutu getiren"[5] ve "Düşünceyle donanmış kahkaha”[6] ya da “Karikatürün içten kahkahası”[7] diye anılmayı hak eden O’nu Sunar Aytuna ise, “Karikatür ‘gerçekten’ yaşama biçimiydi. Soluk alırdı, karikatür çizerdi,” sözleriyle betimliyor…[8] Çetin Altan’ın satırlarındaki üzere…
* * * * *
Hacı Bektaş-ı Veli’nin ünlü, “İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır,” sözünü kendine düstur edinen Turhan Selçuk,
Cemal Nadir döneminde karikatüre başlayan Turhan Selçuk, başından itibaren kendi üslubunu aradı. Onda en çok Amerikalı çizer Steinberg etkili oldu.
Zeynep Oral’ın, “Çizgiye insan haklarını, insan onurunu, insana ve emeğe sevgi ve saygıyı yerleştiren; çizgisiyle haksızlığa,
Ezilenlerin yanında olan, Abdülcanbaz’ın babası O; 1922’de Muğla’nın Milas ilçesinde doğdu…
Adana Erkek Lisesi’nden mezun olduktan sonra girdiği Diş Hekimliği Fakültesi’nin ikinci sınıfından ayrıldı. Zira başka bir "çizgi"yle kesişmişti yolu. ’da ‘Türk Sözü’, İstanbul’da ‘Kırmızı Beyaz’ ve ‘Şut’ dergilerinde yayımlandı. 21 yaşında dönemin en etkili dergilerinden ‘Akbaba’nın kadrolu çizerleri arasına katıldı. Ardından Refik Halit Karay’ın çıkardığı ‘Aydede’nin baş çizeri oldu. ‘Yön’, ‘Akis’, ‘Tasvir’ gibi dergiler ve ‘Milliyet’, ‘Akşam’, ‘Cumhuriyet’gibi gazetelere de çizgileriyle renk katan Selçuk, ABD’li karikatürcü Saul Steinberg’in "çizgiyle mizah" anlayışını benimsedi.
"Grafik mizah"ın karikatürün evrensel anlatımı olduğunu savunan Selçuk, 1951’de ilk sergisini açtı. Bir yıl sonra kardeşi İlhan Selçuk ile birlikte öncülerinden olduğu 1950 Kuşağı’nın ilk yayını ‘41.5’ adlı mizah dergisi ile yayıncılığa da başladı. İlk kitabı Turhan Selçuk Karikatür Albümü’nü çıkardığı 1954’te ‘Milliyet’de başkarikatürcü olarak girdi. Geometrik estetiğe oturtmaya başladığı üslubu, yine kardeşiyle birlikte çıkardığı mizah dergisi Dolmuş’ta ivme kazandırleriyle vurdu.
Ancak Selçuk Türk çizgi roman tarihine damgasını, yarattığı Abdülcanbaz ve Komiser Osman karakte
Turhan Selçuk der demez akla gelen isim Abdülcanbaz’dır. Türkiye’nin ilk çizgi roman karakteri, unutulmaz Abdülcanbaz... Düzenbaz, bozuk karakterli Gözlüklü Sami’ye karşı dürüstlüğü savunan bir kişiliktir Abdülcanbaz.
"Abdülcanbaz"ın doğum tarihi 1957, doğum yeri Milliyet gazetesidir. Milliyet’in Genel Yayın Müdürü Abdi İpekçi, Türk sanatçıların da çizgi roman türünde örnekler vermesi gerektiğini söyler. Bunun üzerine kolları sıvar Turhan Selçuk ve "Abdülcanbaz’ın Turist Rehberi"ni çizer. İsim babası ve metin yazarı Aziz Nesin’dir.
İkinci macera
"Abdülcanbaz Artist Ajanı"nı ise Rıfat Ilgaz kaleme alır. İki maceranın ardından "Abdülcanbaz" tamamen Turhan Selçuk’a kalır. Bir farkla... Artık Nesin ve Ilgaz’ın yazdığı gibi üçkâğıtçı değil; doğrunun, haklının yanında yiğit bir delikanlıdır. Her haksızlığa Osmanlı tokadıyla karşılık verir. Yeni karakterler de eklenir yanına: Sürmegöz Hoca, Gözlüklü Sami, Karanfil Hoca, Fettah, Ruhsar, Canbaziye, Zaruhi... Çizgi romandaki kadınlar da o kadar çekicidir. Uzun bacaklı, ipince belli, geniş kalçalı, hani ‘kum saati’ tabir edilen, seksi kadınlardır bunlar...1960’larda İtalyan mizah dergisi II Travaso’nun kadrosuna giren Selçuk 1969’da Semih Balcıoğlu ve Ferit Öngören ile birlikte Karikatürcüler Derneği’ni kurdu.
Hem "Halkın Sanatçısı", hem "Yılın Karikatürcüsü" seçilen Selçuk, yurtiçinde ve yurtdışında Bordighera Altın Palmiye (1956) ve Gümüş Hurma (1962) İppocampo (1970) Vercelli (1975) Sedat Simavi Vakfı Görsel Sanatlar Ödülü (1984), Cumhurbaşkanlığı Büyük Sanat Ödülü (1997) gibi ödüller aldı. "Barış ve Kitap" konulu karikatürü 1992’de Avrupa Konseyi’nin başlattığı kitap okuma kampanyası boyunca bütün afiş ve dokümanlarda logo olarak kullanıldı.
Abdülcanbaz’ı emekli etti ama Selçuk, bu süreçte Abdülcanbaz’la yollarını ayırmadı. 50 yaşına girdiği 1987’de emekli ettiği Abdülcanbaz, 1994’te ısrarlara dayanamayarak Türkiye gözlemine yeniden başladı. Çalışmalarını Turhan Selçuk Karikatür Albümü (1954), 140 Karikatür (1959), Hiyeroglif (1964), Hâl ve Gidiş Sıfır (1969), Söz Çizginin (1979) adlı albümlerde topladı…
1950’lerde ‘Yeni İstanbul’ gazetesinde çıkan bir makalesinde, karikatür sanatının kökenlerini şöyle özetliyordu Turhan Selçuk: "Karikatürün ne olduğunu anlayabilmek için gerilere, karikatürün kökenine kadar uzanmak, tarihi gelişimini izlemek gerekir. Kelimenin aslı İtalyanca hücum etmek anlamında olan caricare’den geliyor. Karikatür başlangıç dönemlerinde bir nevi portre sanatı hâlindeydi, öyle bir portre ki modelin bütün fiziki kusurları büyüteçle büyütülerek acaip ve gülünç bir hâle konuluyordu."
Gerçekten de karikatür, İlhan Selçuk
Metin Üstündağ’ın,
Ve nihayet “O çizgilerde, insan hakları, insan onuru...
O çizgilerde, sömürüye, eşitsizliğe, yalana, talana ve baskıya direniş...
’un ifadesiyle, bir "Aydınlanma ürünü"ydü ve siyasal eleştiriden beslenen "çizgiyle mizah" sanatının gelişme güzergâhı yaşlı kıtadaki yenilenme rüzgârını, devrimleri izliyordu sanki. Ama bu yepyeni sanatın arka planında, 16. yüzyılda Rabelais’yi yaratan, Shakespeare’in en önemli esin kaynaklarından birini oluşturan, daha sonra Molière’i besleyen halk mizahının, dünyayı altüst edip, başları ayak, ayakları baş yapan Karnaval meydanlarının tazeleyici soluğunun esintisi de seziliyordu."Türk karikatürü Picasso’su" diye betimlediği O; Yaşar Kemal’in ifadesiyle, “İnsanlık en incesinden, belli belirsiz hem ağlayan hem gülendir. Çehov’da olduğu gibi Turhan’da da insanlık ağlarken gülendir. Turhan’ın çizgileri düzdür, yalındır, zengindir. (...) Zulme, kötülüğe, insanlığı aşağılamaya, acıya, sömürüye sonuna kadar karşıdır. Turhan’ın sanatındaki dünyası cömert bir dünyadır, işte başkalarında olmayan da budur. Ustalığını, gönlünü, yüreğini bir çizgiye, bir duyguya, bir düşünceye hapsetmemiştir. Dünyaya her şeyini sonuna kadar açmıştır.”O çizgilerde şiddete, kaba kuvvete, hoyratlığa karşı duruş... [11] olarak nitelenmeyi hak edendi…
O çizgilerde sonsuz bir derinlik, düşünceyi, emeği yüceltme, özen ve titizlik,”
4 Mayıs 2010 09:47:37, Ankara.
N O T L A R
[*] Patika, No:70, Temmuz-Ağustos-Eylül 2010…
[1] Stanislaw Jerzy Lec.
[2] Esma Aydın, “Herşeye Rağmen Gülmeler”, S’İmge, No:8, Kasım-Aralık 2003, s.47.
[3] İlhan Selçuk, “Karikatüre Övgü...”, Cumhuriyet, 13 Mart 2010, s.12.
[4] Adnan Binyazar, "Gözlüklü Sami’ler Ülkesi", Cumhuriyet, 16 Mart 2010, s.16.
[5] Sevin Okyay, “Güle Güle, Semih Ağabey”, Radikal, 31 Ekim 2006, s.23.
[6] Zeynep Oral, “Güle Güle, ‘Çizgilerin Efendisi’...”, Cumhuriyet, 3 Kasım 2006, s.15.
[7] Doğan Hızlan, “Karikatürün İçten Kahkahası Sustu”, Hürriyet, 30 Ekim 2006, s.22.
[8] Çetin Altan, “Semih Balcıoğlu”, Milliyet, 1 Kasım 2006, s.4.
[9] Turgut Çeviker, “Turhan’ın Son Yolculuğu”, Toplumsal Tarih, No:196, Nisan 2010, s.10.
[10] Şakir Aydın, “Çizginin Çehov’una Veda...”, Milliyet, 14 Mart 2010, s.17.
[11] Zeynep Oral, “Duyguda, Düşüncede, Çizgide Sonsuzluk...”, Cumhuriyet, 12 Mart 2010, s.20.
İlk karikatürleri 19 yaşında Adana
[9] taviz vermez bir yaratıcılıktı… sömürüye, baskıya direnen; savunduğu ilkeleri en incelikli yorumlarla ortaya koyan; çizgi sanatını evrensel değerler hiyerarşisinde doruklara taşıyan bir usta”… Semih Gümüş’ün, “Karikatürün bizim ülkemizde bir sanat olarak kendini var etmesi özellikle 1950 Kuşağı’nın çabasıyla olmuşsa, Turhan Selçuk da bunun öncülüğünü yapmıştır”… Miraç Zeynep Özkartal’ın, “Onun bir karikatürünü görseniz, bunu Turhan Selçuk çizmiştir demek için imzasını arar mısınız? Tabii ki hayır... Onun imzası, çizgisidir çünkü,” diye betimlediği O; "Çizginin Çehov"uydu[10]…Nihayetinde, 78 yaşındayken bırakıp gitti bizi; “Yaratıcı bir zekânın sessiz kahkahasını kendine özgü çizgilerde somutlaştırmış bir oksijen kolyesi daha uçup gitti; atıklarıyla boğuşan çalkantılı bir gölün derinliklerinden uçup giden daha başka berrak oksijen kabarcıkları gibi,”
TURHAN SELÇUK[*]KARİKATÜR = SEMİH BALCI İLE TURHAN SELÇUK[*]
TEMEL DEMİRER
“Bana bir halkın neye güldüğünü söyle;
sana onun ne için kanını akıtmaya
hazır olduğunu söyleyeyim.”[1]
“İnsan güldüğü kadar insandır,” der Moliere ve ardında da “Gülmek, insanı tüm öteki yaratıklardan ayıran yetenektir,” diye ekler Addison…
“Mizah”/ “gülmece” deyince ilk anımsanması gereken bu(n)lar. Ancak artısı da var ki, onlar da şunlardır:
"Umutlarımızın dibe vurduğu zamanlarda bize, hadi kalk, lütfen diyen mizah değil midir? Yaşama ters dönen hâllerimizi ne denli büyüttüğümüzü görüp, kendimize gülmeye başladığımız noktada mizah yok mudur? Nefes alışımızdan, geldiğimizi sandığımız son yaşam noktasına kadar ararız gülmeceyi…
Gülmek; tepeden tırnağa uğradığımız bir elektrik boşalmasıdır. Kaptırır, gideriz. Bütün çaresizlikler ufalmıştır. Beynimiz boşalmış, sorun çözmelere, yeni sorular sormaya hazırlanmıştır. Yoksa; bu yüzden mi, kültür tarihleri çoğunluğun elinden alınan gülmelerin, daha çok biz gülelim diyenlerle mücadelesidir. Ya da mizahtan etkilenmez hâllere dönüştürülünce toplum, artık bir korkulmazlar ordusu mu yaratılır? Suskun, bezgin, gülmekten uzak...
Yaşama inadımız varsa; elimizdeki tek güçtür gülmece, espri, mizah...”[2]
Bun(lar)a, Wylie Sypher’in, ‘Komedya Anlayışımız’ başlıklı incelemesinden şunları da eklemek gerekir:
“Artık yaşamın trajik ve komik diye iki ayrı açıdan görülüşü pek de sürdürülemiyor, bunlar birbirlerine yaklaşıyorlar, birbirlerinden ayrılmıyorlar. Belki de modern eleştirinin en önemli buluşu, komedya ile tragedyanın akraba oldukları ya da komedyanın, durumlarımız üstüne tragedyadan daha çok şeyler anlatabilmesi gerçeğidir. XIX. yüzyıl ortasında Dostoyevski buldu bunu ve Kierkegaard sonsuzun saltık noktasında komik ile trajik’in birleştiklerini söylerken modern biri gibi konuşuyordu. Nitekim Paul Klee’nin saf sanatında, komik ile trajik birleşmişlerdir.”
Bu sözlere “kara mizah”, “kara komedi” anlayış ve kavramlarını da katarsak, güldürmenin ya da ağlatmanın ne denli anlamsız, ya da hiç olmazsa ne denli geride kaldığı kendiliğinden ortaya çıkar. Böylece mizaha, gülmeceye ayrı bir tür gibi bakma alışkanlığı ortadan kalkar.
Bu açıdan karikatürü “çizgi ile mizah” biçiminde tanımlama düalitesi de doğru değildir.
“Fikrin çizgiyle mizaha dönüşmesi karikatürü oluşturur; grafik sanatların en çarpıcısı ortaya çıkar; karikatür bu anlamda vurucu silahtır.”[3]
Ya da “Betimleme, sözle resim yapmaksa; karikatür, betimlemenin çizgisel olanıdır. Çizgi ise, anlatının en yalın biçimidir.”[4]
Gelişmiş mizah duygusunun etkin öğelerinden olan karikatür; Türker Alkan’ın, “Korkularımızı besler aşırı ciddiyet, mizahı da sürgüne gönderir,” diye betimlediği hiyerarşik dayatmaların aşılmasıdır…
Hayatın çizgilerle anlatılırken, eleştirilip aşılmasına denk düşen karikatürden söz edilirken akla ilk gelen isimlerden biri Semih Balcı ise diğeri de Turhan Selçuk’tur…
* * * * *
27 Ekim 2006’da yaşamını yitiren Semih Balcıoğlu, “Bizim notamız çizgimiz. Meramımızı onunla anlatırız,” derdi…
Tan Oral’ın, “Çizgi dünyamızın demirbaşlarındandı,” diye tanımladığı Semih Balcı, ‘Gabrovo Mizah Evi’ tarafından dünyanın en iyi 106 çizerinden biri olarak ilan edilmişti…
1928 yılında İstanbul’da doğan Semih Balcıoğlu, Işık Lisesi ve Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde okudu. Akademinin grafik bölümünden mezun oldu (1951). İlk karikatürü Akbaba mizah dergisinde yayımlandı (1943). Birçok dergi ve gazetede çalıştı.
‘Akbaba’, ‘Karikatür’, ‘Taş’, ‘Akşam’, ‘Vatan’, ‘Dünya’, ‘Tercüman’, ‘Hürriyet’ ve ‘Yeni Yüzyıl’ bunların başlıcalarıydı... Meslek hayatı boyunca 100’den fazla ödül kazandı. ‘Gümüş Güvercin (Skopje)’, ‘Altın Madalya (Pescara)’, ‘Altın Palmiye’ ve ‘Gümüş Hurma (Bordighera)’, Abdi İpekçi Barış ve Kardeşlik Ödülü, TÜYAP Onur Çizeri, Karikatür Vakfı Onur Ödülü bunlardan birkaçıdır.
İtalya’da Tolentino, Bulgaristan’da Gabrovo, İsviçre’de Basel, Polonya’da Varşova karikatür merkezlerinde karikatürleri vardır. Ayrıca Almanya’da Willhelm-Bush Karikatür Müzesi’nde yapıtları sergilenmiştir.
Türkiye’de üç boyutlu karikatürü gerçekleştiren ilk sanatçıdır. Seramikle yaptığı karikatürler üç yıl arka arkaya İstanbul ve Ankara’da sergilendi (1964-1966).
7’si yurtdışında olmak üzere (Skopje 1972, Paris 1975, New Castle 1978, Frankfurt 1981, Melbourne, Sydney ve Canberra 1994) 71 kişisel sergi açtı. 28 karikatür kitabı yayımlanan Balcıoğlu’nun “Güle Güle İstanbul” adlı eseri, İtalya’nın Pescara kentinde yapılan karikatür kitapları yarışmasında birincilik ödülü kazandı.
|
SEMİH BALCIOĞLU’NUN KİTABI
|
|
1) Yazısız Çizgiler... 2) 50 Yılın Türk Mizah ve Karikatürü... 3) 1.M.C.... 4) Güle Güle İstanbul... 5) Cumhuriyet Dönemi Türk Karikatürü... 6) Gözüm Görmesin... 7) Karikaturgut... 8) Galeri Çiller... 9) Hacı-Bacı... 10) Semih Balcıoğlu Kitabı... 11) Cumhuriyet’in 75. Yılında Türk Karikatürü... 12) Palyaçolar... 13) Kapadokya... 14) Kırmızı-Red... 15) Mavi... 16) Önce Çizdim Sonra Yazdım... 17) Memleketimden Karikatürcü Manzaraları... 18) Çizgiyle 2002 Günlüğü…
|
Balcıoğlu iyi bir çizer olmanın ötesinde karikatürün Türkiye’de kurumsallaşması için de çalışmalarda bulundu. Kuşağının önemli çizerlerinden Turhan Selçuk ve Ferit Öngören’le birlikte 1969 yılında Karikatürcüler Derneği’ni kuran Balcıoğlu, yedi dönem derneğin başkanlığını da yaptı. 1996 yılında da derneğin Onursal Başkanı oldu. Ayrıca 1973-1979 arasında Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Başkanlığı yaptı. 1999’da Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Burhan Felek Basın Hizmet Ödülü alan Balcıoğlu’na, 2002 yılında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi tarafından da Onursal Doktor unvanı verilmişti.
"Karikatüre üç boyutu getiren"[5] ve "Düşünceyle donanmış kahkaha”[6] ya da “Karikatürün içten kahkahası”[7] diye anılmayı hak eden O’nu Sunar Aytuna ise, “Karikatür ‘gerçekten’ yaşama biçimiydi. Soluk alırdı, karikatür çizerdi,” sözleriyle betimliyor…
Nihayetinde, 78 yaşındayken bırakıp gitti bizi; “Yaratıcı bir zekânın sessiz kahkahasını kendine özgü çizgilerde somutlaştırmış bir oksijen kolyesi daha uçup gitti; atıklarıyla boğuşan çalkantılı bir gölün derinliklerinden uçup giden daha başka berrak oksijen kabarcıkları gibi,”[8] Çetin Altan’ın satırlarındaki üzere…
* * * * *
Hacı Bektaş-ı Veli’nin ünlü, “İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır,” sözünü kendine düstur edinen Turhan Selçuk,[9] taviz vermez bir yaratıcılıktı…
Cemal Nadir döneminde karikatüre başlayan Turhan Selçuk, başından itibaren kendi üslubunu aradı. Onda en çok Amerikalı çizer Steinberg etkili oldu.
Zeynep Oral’ın, “Çizgiye insan haklarını, insan onurunu, insana ve emeğe sevgi ve saygıyı yerleştiren; çizgisiyle haksızlığa, sömürüye, baskıya direnen; savunduğu ilkeleri en incelikli yorumlarla ortaya koyan; çizgi sanatını evrensel değerler hiyerarşisinde doruklara taşıyan bir usta”… Semih Gümüş’ün, “Karikatürün bizim ülkemizde bir sanat olarak kendini var etmesi özellikle 1950 Kuşağı’nın çabasıyla olmuşsa, Turhan Selçuk da bunun öncülüğünü yapmıştır”… Miraç Zeynep Özkartal’ın, “Onun bir karikatürünü görseniz, bunu Turhan Selçuk çizmiştir demek için imzasını arar mısınız? Tabii ki hayır... Onun imzası, çizgisidir çünkü,” diye betimlediği O; "Çizginin Çehov"uydu[10]…
Ezilenlerin yanında olan, Abdülcanbaz’ın babası O; 1922’de Muğla’nın Milas ilçesinde doğdu…
Adana Erkek Lisesi’nden mezun olduktan sonra girdiği Diş Hekimliği Fakültesi’nin ikinci sınıfından ayrıldı. Zira başka bir "çizgi"yle kesişmişti yolu.
İlk karikatürleri 19 yaşında Adana’da ‘Türk Sözü’, İstanbul’da ‘Kırmızı Beyaz’ ve ‘Şut’ dergilerinde yayımlandı. 21 yaşında dönemin en etkili dergilerinden ‘Akbaba’nın kadrolu çizerleri arasına katıldı. Ardından Refik Halit Karay’ın çıkardığı ‘Aydede’nin baş çizeri oldu. ‘Yön’, ‘Akis’, ‘Tasvir’ gibi dergiler ve ‘Milliyet’, ‘Akşam’, ‘Cumhuriyet’gibi gazetelere de çizgileriyle renk katan Selçuk, ABD’li karikatürcü Saul Steinberg’in "çizgiyle mizah" anlayışını benimsedi.
"Grafik mizah"ın karikatürün evrensel anlatımı olduğunu savunan Selçuk, 1951’de ilk sergisini açtı. Bir yıl sonra kardeşi İlhan Selçuk ile birlikte öncülerinden olduğu 1950 Kuşağı’nın ilk yayını ‘41.5’ adlı mizah dergisi ile yayıncılığa da başladı. İlk kitabı Turhan Selçuk Karikatür Albümü’nü çıkardığı 1954’te ‘Milliyet’de başkarikatürcü olarak girdi. Geometrik estetiğe oturtmaya başladığı üslubu, yine kardeşiyle birlikte çıkardığı mizah dergisi Dolmuş’ta ivme kazandı
Ancak Selçuk Türk çizgi roman tarihine damgasını, yarattığı Abdülcanbaz ve Komiser Osman karakterleriyle vurdu.
Turhan Selçuk der demez akla gelen isim Abdülcanbaz’dır. Türkiye’nin ilk çizgi roman karakteri, unutulmaz Abdülcanbaz... Düzenbaz, bozuk karakterli Gözlüklü Sami’ye karşı dürüstlüğü savunan bir kişiliktir Abdülcanbaz.
"Abdülcanbaz"ın doğum tarihi 1957, doğum yeri Milliyet gazetesidir. Milliyet’in Genel Yayın Müdürü Abdi İpekçi, Türk sanatçıların da çizgi roman türünde örnekler vermesi gerektiğini söyler. Bunun üzerine kolları sıvar Turhan Selçuk ve "Abdülcanbaz’ın Turist Rehberi"ni çizer. İsim babası ve metin yazarı Aziz Nesin’dir.
İkinci macera "Abdülcanbaz Artist Ajanı"nı ise Rıfat Ilgaz kaleme alır. İki maceranın ardından "Abdülcanbaz" tamamen Turhan Selçuk’a kalır. Bir farkla... Artık Nesin ve Ilgaz’ın yazdığı gibi üçkâğıtçı değil; doğrunun, haklının yanında yiğit bir delikanlıdır. Her haksızlığa Osmanlı tokadıyla karşılık verir. Yeni karakterler de eklenir yanına: Sürmegöz Hoca, Gözlüklü Sami, Karanfil Hoca, Fettah, Ruhsar, Canbaziye, Zaruhi... Çizgi romandaki kadınlar da o kadar çekicidir. Uzun bacaklı, ipince belli, geniş kalçalı, hani ‘kum saati’ tabir edilen, seksi kadınlardır bunlar...
1960’larda İtalyan mizah dergisi II Travaso’nun kadrosuna giren Selçuk 1969’da Semih Balcıoğlu ve Ferit Öngören ile birlikte Karikatürcüler Derneği’ni kurdu.
Hem "Halkın Sanatçısı", hem "Yılın Karikatürcüsü" seçilen Selçuk, yurtiçinde ve yurtdışında Bordighera Altın Palmiye (1956) ve Gümüş Hurma (1962) İppocampo (1970) Vercelli (1975) Sedat Simavi Vakfı Görsel Sanatlar Ödülü (1984), Cumhurbaşkanlığı Büyük Sanat Ödülü (1997) gibi ödüller aldı. "Barış ve Kitap" konulu karikatürü 1992’de Avrupa Konseyi’nin başlattığı kitap okuma kampanyası boyunca bütün afiş ve dokümanlarda logo olarak kullanıldı.
Abdülcanbaz’ı emekli etti ama Selçuk, bu süreçte Abdülcanbaz’la yollarını ayırmadı. 50 yaşına girdiği 1987’de emekli ettiği Abdülcanbaz, 1994’te ısrarlara dayanamayarak Türkiye gözlemine yeniden başladı. Çalışmalarını Turhan Selçuk Karikatür Albümü (1954), 140 Karikatür (1959), Hiyeroglif (1964), Hâl ve Gidiş Sıfır (1969), Söz Çizginin (1979) adlı albümlerde topladı…
1950’lerde ‘Yeni İstanbul’ gazetesinde çıkan bir makalesinde, karikatür sanatının kökenlerini şöyle özetliyordu Turhan Selçuk: "Karikatürün ne olduğunu anlayabilmek için gerilere, karikatürün kökenine kadar uzanmak, tarihi gelişimini izlemek gerekir. Kelimenin aslı İtalyanca hücum etmek anlamında olan caricare’den geliyor. Karikatür başlangıç dönemlerinde bir nevi portre sanatı hâlindeydi, öyle bir portre ki modelin bütün fiziki kusurları büyüteçle büyütülerek acaip ve gülünç bir hâle konuluyordu."
Gerçekten de karikatür, İlhan Selçuk’un ifadesiyle, bir "Aydınlanma ürünü"ydü ve siyasal eleştiriden beslenen "çizgiyle mizah" sanatının gelişme güzergâhı yaşlı kıtadaki yenilenme rüzgârını, devrimleri izliyordu sanki. Ama bu yepyeni sanatın arka planında, 16. yüzyılda Rabelais’yi yaratan, Shakespeare’in en önemli esin kaynaklarından birini oluşturan, daha sonra Molière’i besleyen halk mizahının, dünyayı altüst edip, başları ayak, ayakları baş yapan Karnaval meydanlarının tazeleyici soluğunun esintisi de seziliyordu.
Metin Üstündağ’ın, "Türk karikatürü Picasso’su" diye betimlediği O; Yaşar Kemal’in ifadesiyle, “İnsanlık en incesinden, belli belirsiz hem ağlayan hem gülendir. Çehov’da olduğu gibi Turhan’da da insanlık ağlarken gülendir. Turhan’ın çizgileri düzdür, yalındır, zengindir. (...) Zulme, kötülüğe, insanlığı aşağılamaya, acıya, sömürüye sonuna kadar karşıdır. Turhan’ın sanatındaki dünyası cömert bir dünyadır, işte başkalarında olmayan da budur. Ustalığını, gönlünü, yüreğini bir çizgiye, bir duyguya, bir düşünceye hapsetmemiştir. Dünyaya her şeyini sonuna kadar açmıştır.”
Ve nihayet “O çizgilerde, insan hakları, insan onuru...
O çizgilerde, sömürüye, eşitsizliğe, yalana, talana ve baskıya direniş...
O çizgilerde şiddete, kaba kuvvete, hoyratlığa karşı duruş...
O çizgilerde sonsuz bir derinlik, düşünceyi, emeği yüceltme, özen ve titizlik,”[11] olarak nitelenmeyi hak edendi…
4 Mayıs 2010 09:47:37, Ankara.
N O T L A R
[*] Patika, No:70, Temmuz-Ağustos-Eylül 2010…
[1] Stanislaw Jerzy Lec.
[2] Esma Aydın, “Herşeye Rağmen Gülmeler”, S’İmge, No:8, Kasım-Aralık 2003, s.47.
[3] İlhan Selçuk, “Karikatüre Övgü...”, Cumhuriyet, 13 Mart 2010, s.12.
[4] Adnan Binyazar, "Gözlüklü Sami’ler Ülkesi", Cumhuriyet, 16 Mart 2010, s.16.
[5] Sevin Okyay, “Güle Güle, Semih Ağabey”, Radikal, 31 Ekim 2006, s.23.
[6] Zeynep Oral, “Güle Güle, ‘Çizgilerin Efendisi’...”, Cumhuriyet, 3 Kasım 2006, s.15.
[7] Doğan Hızlan, “Karikatürün İçten Kahkahası Sustu”, Hürriyet, 30 Ekim 2006, s.22.
[8] Çetin Altan, “Semih Balcıoğlu”, Milliyet, 1 Kasım 2006, s.4.
[9] Turgut Çeviker, “Turhan’ın Son Yolculuğu”, Toplumsal Tarih, No:196, Nisan 2010, s.10.
[10] Şakir Aydın, “Çizginin Çehov’una Veda...”, Milliyet, 14 Mart 2010, s.17.
[11] Zeynep Oral, “Duyguda, Düşüncede, Çizgide Sonsuzluk...”, Cumhuriyet, 12 Mart 2010, s.20.





