İSMAİL BEŞİKÇİ YENİDEN YARGILANIYOR... ARTIK YETER! EDİ BESE!

http://gercek-inatcidir.blogspot.com/

kişisel ve kurumsal destek için: Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

İktidar partisi AKP tarafından şaşaalı biçimde ilan edilen "Kürt
Açılımı"nın büyük bir fiyaskoyla duvara toslamasının ardından, egemen
sistemin her bir aksamı, yaşamı Kürtlere ve Halkların eşitlik ve
özgürlük temelindeki kardeşliğini savunan herkese zehir etme yönünde
yemin etmiş gözüküyor. DTP'nin kapatılması, Kürtlerin seçilmiş yerel yöneticilerinin "terör
örgütü üyeliği" suçlamasıyla toplanıp naklen yayın altında
cezaevlerine kapatılması; ilkokul çocuklarının tutuklanıp örgüt
üyeliği suçlamasıyla yaşlarını aşkın ceza talepleriyle TMK'dan
yargılanması; Kürt dergi ve gazeteleri üzerindeki amansız takip, her
Kürde "potansiyel terörist" muamelesi yapan zihniyetin ülkede kol
gezmesi... yeni -ve korkarız ki şimdiye dek yaşadıklarımızdan daha
vahim- bir cehenneme doğru giden yolun döşeme taşlarını oluşturuyor.
Üstelik bu taşların çoğu, hedefte egemenlerin her vesilede ilan
ettikleri üzere PKK'nin değil, Kürtlerin Kürtler olarak var olma
haklarının olduğunu gösteriyor. Bunların sonuncusu, İstanbul
Cumhuriyet Başsavcılığı'nın, İsmail Beşikçi Hoca hakkında, Çağdaş
Hukukçular Derneği (ÇHD) İstanbul Şubesi yayın organı 'Çağımızda Hukuk
ve Toplum' dergisinde yer alan "Ulusların kendi geleceğini tayin hakkı
ve Kürtler" başlıklı yazı nedeniyle "PKK örgütü propagandası yapmak"
savıyla dava açması...
İstanbul Cumhuriyet Savcısı Hakan Karaali, İsmail Hoca'nın bu yazıda
yer alan, "Kürtler 200 yıldır özgürlük için, özgür bir vatana kavuşmak
için mücadele etmekte, bedel ödemektedir... Suriye, İran, Türkiye
Kürtleri baskıyla, zulümle yönetmektedir... Kürtleri müştereken baskı
altında tutan devletler her zaman politik, ideolojik ve askeri
güçlerini, diplomatik güçlerini Kürtlere karşı birleştirebilmişlerdir.
Bu müşterek denetimin hukuk, adalet yaratmadığı, bilakis hukuk ve
adalet duygularını çiğnediği, rencide ettiği çok açıktır. Bu baskı ve
zulüm süreçlerine karşı baskıya karşı direnme meşru bir hak olarak
belirmektedir..." sözlerini "PKK propagandası" olarak değerlendirmiş!
PKK yönetimine yönelik gözünü budaktan sakınmayan eleştirileri dünya
alemce bilinen bir kişiyi "PKK propagandası"yla suçlamanın abesliği
bir yana, salt bu davanın açılmış olması dahi, düşünce ve ifade
özgürlüğünün nasıl tehdit altında olduğunu somut biçimde gözler önüne
sermektedir. Cumhuriyet Savcısı'nın cezalandırılmasını istediği "örgüt
propagandası" değil, doğrudan fikir ve ifade özgürlüğüdür; bu ise,
egemenlerin başları her sıkıştığında, kabul ettikleri o daracık hak ve
özgürlükler çerçevesini gözleri kırpmadan nasıl çiğneyebileceklerini
bir kez daha -kimbilir kaçıncı kez- gözler önüne sermektedir.
Bizler, Sarı Hoca'mızın aklını ve kalemini hapis tehditleriyle kilit
altına almanın mümkün olmadığını biliyoruz. O yaşamının 17 yılını
cezaevlerinde geçirdi; ömrü uzun olsun, susmaktan, susturulmaktansa,
bir 17 yılı daha göze alır...
Bizim isyanımız, 90 yılı aşkın süredir her başı sıkıştığında ilk
aklına gelen önlem, aydınları, ana-akım dışında düşünenleri, aykırı
sesleri boğmak, zindanlara kapatmak olan bu rejimin kireçleşmiş
reflekslerine... Bu ülkenin "düşünce suçluları" beşinci kuşağına
erişirken, egemenlerin hiç bıkmadan, usanmadan aynı korku masallarını
anlatmalarına... Bu ülkenin yıllardır patlayıcı biriktiren sorunlarına
egemenlerin (kısır) tahayyülleri dışındaki her türlü alternatif
önerinin tartışmaya açtırılmayışındaki o kifayetsiz ceberutluğa...
Bu nedenledir ki, yargılandığı her sözcük, her cümle, her satıra sahip
çıktığımızı, "suç"unu onurla üstlendiğimizi ve 28 Temmuz 2010, saat
09.10'da İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki ilk duruşması ve
bundan sonraki bütün duruşmalarında İsmail Hoca'mızın ve onunla
birlikte yargılanan yazı işleri müdürü avukat Zeycan Balcı Şimşek'in
yanında olacağımızı duyuruyoruz.

Ankara Düşünceye Özgürlük Girişimi