Nabi Yağcı

İlahlar kana doymuyor, otuz yılda 45 bin gencimizi yitirdik doymadı, yine körpe gençlerimizin canını aldı. Bu ilahın adı “pis siyasettir.” Pis siyaset yine tabutların başında vatan, millet nutukları attı, sahte gözyaşı döktü. Nutuk atanların hepsi bu kanı durdurabilecek olanlardı, pis siyaset yüzünden yapmadılar bunu.

 

CHP-MHP muhalefeti nicedir, AKP’yi iktidardan düşürmek için, bir kalbur saman için koca ahırı yakmayı göze alıyor. PKK da AKP’yi baş düşman ilan etti, “devletle çözüm” dedi. AKP ise kısır seçim hesaplarıyla yangına körükle gitti. Dış kışkırtmaları hesaba katmaya hiç gerek yok, bu tablo bir kaos için yeter de artar bile.

Yeniden çözümü  şiddette aramaya döndük. Siyaset çıldırdı. Şiddete çağrı var.

Ama bilinmeli ki, bu kez durum dünden vahim derecede farklı. Akbabalar karabulutlar gibi şehirlerimizin semalarında toplaşıyor. Şiddet, çatışma dağdan ovaya inecek. Bu şiddet farklı olacak, şimdiye dek tanımadığımız, ama tanıdığımızda tanıdığımıza bin lanet edeceğimiz bir şiddet olacak. Kazananı olmayacak olan, herkesin, Türkiye’nin kaybedeceği bir şiddet olacak bu.

Oysa halk yavaştan yavaşa bu tehlikeyi görmeye başlamıştı, halk içinde farklı  kesimler arasında bir hoşgörü ve diyalog zemini oluşuyordu. Şimdi bu filiz büyümeye fırsat bulamadan şiddetin çizmeleriyle ezilecek. Türkiye, tarihinde ilk kez yakaladığı tabandan yükselen demokratik ve barışçı değişim şansını yitirecek.

Düğmeye basılmış durumda, kimlerin bastığının artık hiç önemi yok.

Türk-Kürt kardeş  kavgasına beş var.

Fakat ne acı  ki, bu çatışma her ne kadar Kürt meselesi gibi görünüyorsa da artık Kürt meselesi olmaktan da çıkmıştır. Ortada ayrılma, ayrı  devlet kurma gibi bir iddia olmadığına göre; anadilde eğitim, Kürt kimliğinin, kültürel haklarının tanınması için, bunun için ortalığın kana ateşe bulanmasının, gençlerimizi yitirmenin, ailelerinin yüreklerine kor düşürmenin anlamı, mantığı var mı? İki taraf için de yok. Öyleyse buradaki mesele artık Kürt meselesinin çözümü değildir. Her şeyi ile öyle görünse de öyle değildir. Herkes, devlet de PKK de çok iyi biliyor ki otuz yıldır savaş ve şiddet yoluyla çözülemeyen Kürt meselesi bu yolla asla çözülemez. Çözülemez ise bu akıl tutulması niye? Niye başa döndük?

Hep söylendi, hep söyledik bir yara varsa onu herkes kaşır. Oturup bu yarayı kimler kaşıyor diye sormak gülünç olmaktır. Silahlar süs olsun diye üretilmez. Silah tüccarları gül değil ölüm pazarlarlar. Bu pazarlık ise pis siyasetler üstünden gider. Yetmez mi?

CHP-MHP’nin son açıklamalarına bakın, savaş, kana kan intikam diyorlar. Sıkıyönetimden, OHAL’den söz edenler var. Demokratik açılımı sorumlu gösteriyorlar. Bu büyük demagojidir. Otuz yılda 45 bin gencimiz öldürüldüğünde demokratik açılım projesi mi vardı, AKP’mi vardı? Aksine onların hükümetleri vardı. Öyleyse?

Öyleyse Kürt meselesi bahane.

Mesele, Türkiye’de ilk kez tabandan gelen sivil demokratik uyanışı, değişimi durdurmak, askerî vesayet rejiminin ve 12 Eylül rejiminin hukuku ve kurumlarıyla tasfiyesini önlemek, statükoyu korumak. Bu akıl tutulması, bu çılgınlık başka türlü açıklanamaz.

Bu amaç için çok şey yapıldı, muhtıralar verildi, Ergenekon eylem planları  yapıldı yetmedi. Artık Yargıtay eliyle yargı da kılıcını  çekti. Yine yetmiyor. Sıra kardeş kavgasına geldi. İnternette dolaşan iletilere bakın. “İntikam, Kürtlere ölüm, bunu devlete bırakmayacağız biz yapacağız” diyorlar. Daha da artacağını tahmin zor değil, hele yeni ölümler, cenazeler olursa.

Bir iç çatışma halinde seçimler de çare olmaktan çıkar. Böyle bir durum doğduğunda verilecek mesaj şimdiden belli. Muhalefet daha şimdiden söylüyor bunu. “Türkiye’de yönetim zaafı var, iktidarsızlık ve istikrarsızlık var, hükümet istifa etmelidir” diyecekler. Artık dinsel irticadan söz bile etmiyorlar. Yeni taktik belli “AKP devleti felç etti “ diyecekler.

Sonuç ise çok bildik bir senaryonun yine göstere göstere sahnelenmesi olacak.

Şimdi artık iktidara, muhalefete, PKK’ya “yapmayın etmeyin” demenin sonuç alıcı bir çağrı olacağını sanmıyorum. Yüreklerin kulakları sağır çünkü.

Yapılması  gereken şey bir Türk-Kürt çatışmasına karşı sivil toplum güçleri olarak halkı uyarmaktır, tek tek milletvekillerinin vicdanlarına seslenmek, gökyüzünde toplaşan akbabaları kovmaktır. Temiz medyaya da çok iş düşüyor.

Mademki tarihimizde ilk kez demokratik değişim tabandan, halktan yükseliyor öyleyse halk olarak demokratik istikrarı, iç barışı korumayı da becerebiliriz, bu birikim var.

Bu da bir ilk olur.

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 Taraf